Bu sırada merdivenlerde ayak sesleri duyuldu. Rosa, lâle soğanlarını alıpkalbinin üzerine bastırdı.Askerlerin izlediği subayın hücreye girmesiyle Rosa fenalaşıp yere yığıldı.Hapishane avlusu çok kalabalıktı. Avlunun orta yerine yüksek bir idamsehpası kurulmuştu. Cellât elinde baltasıyla yerini almıştı.Boxtel'de kalabalığın arasındaydı. Van Baer-le'nin lâle soğanlarını kendisiylebirlikte ölüme götüreceğine kesin gözüyle bakıyordu. Cellâdın yanınagiderek, Van Baerle'nin eski bir dostu olduğunu ve öldükten sonra cesedinialmak istediğini söyledi. Karşılığında ona para verecekti."Peki," dedi cellât. "Ama önce parayı vermelisin."Boxtel parayı verdi ve herkesle birlikte idamın gerçekleşeceği anı beklemeyebaşladı.Tam bu sırada bir dalgalanma oldu. Başlar kapıya çevrildi. Cornelius VanBaerle getiriliyordu. Van Baerle sehpaya çıktı. Diz çöküp dua etti. Başınıkütüğün üzerine koyarken:"Her şey bitiyor, umarım Rosa lâleleri en iyi biçimde yetiştirebilir..." diyedüşündü.Bir an cellâdın baltasını boynunda hissetti. Gözlerini kapattı. Ama balta birtürlü inmiyordu.Sonra birileri onu ayağa kaldırdı. Yanında elinde kâğıtlar olan biri duruyordu.Etrafta çıt çıkmıyordu. Görevli, kâğıdı yüksek sesle okumaya başladı.Hollanda Prensi, Cornelius Van Baerle'nin ölüm cezasını yaşam boyu hapseçevrilmesine karar vermişti.Van Baerle kulaklarına inanamıyordu. Yine hapishanedeki dönecek, Rosa ve üç siyah lâle soğanına yeniden kavuşacaktı.hücresineAma Van Baerle Hollanda'da tam yedi tane hapishane olduğunu unutuyordu.Prens onun Dört yakınlarında Loevestein hapishanesine konmasına kararvermişti.Van Baerle bir arabaya bindirildi. Araba idamı izlemeye gelen insanlarınşaşkın bakışları arasında hızla hareket etti. Bu sırada öfkeyle soluyan biradam vardı. Bu adam BoxtePden başkası değildi.Rosa'yı ve lâlelerini sonsuza değin kaybettiğini sanan Van Baerleyanılıyordu. Bir sabah hücresinin küçük penceresinden dışarı bakarken minikgüvercinler gelip hapishanenin damına kondular."Bu güvercinler Dort'tan geliyorlarlar ve oraya geri dönecekler," diyedüşündü Van Baerle. "Acaba onlardan birinin bacağına bir mesaj bağlasamRo-sa'ya ulaşır mı? Tabii ondan da bana yanıt gelebilmeli... Bunu nasılyapabilirim? İki güvercini burada alıkoyup, yumurtlatıncaya dekbekletmeliyim. Sonra gönderirim. Burayı yuvaları bilip geri döneceklerdirnasıl olsa..."Van Baerle sonunda pencerenin önüne koyduğu yemleri almaya gelen ikigüvercini yakaladı. Birkaç hafta sonra dişi güvercin yumurtladı.Van Baerle küçük bir kâğıda bir iki not yazarak kuşun ayağına bağladı. Vegüvercin uçup gitti. Akşam üstü dönüp geldiğinde notların yazılı olduğu kâğıthâlâ bacağında bağlı duruyordu. Bu durum on beş gün kadar devam etti.Güvercin ancak on altıncı günün sonunda bacağında notlar olmadan geridöndü.Van Baerle'nin notu güvercin beslemeye meraklı yaşlı bir kadının elineulaşmıştı.Gardiyan Gryphus'un kızı Rosa'yı çok iyi tanıyan yaşlı kadın not kâğıdınıhemen Rosa'ya ulaştırdı.İşte böylece bir Şubat akşamı, Cornelius Van Baerle, hücresinin kapısındaçok özlediği sesi duydu. Bu Rosa'nın sesiydi. Rosa hücre kapısındakipencerenin demir parmaklıklara yüzünü dayıyarak:"Oh! Efendim," dedi. "İşte geldim..."Van Baerle parmaklıklar arasından elini uzatıp, "Rosa Rosa" diye haykırdı.Rosa:"Susun! Böyle yüksek sesle konuşmayın," dedi."Babam yakınımızda. Hapishane müdürüyle konuşuyor.""Baban burada mı?""Evet," dedi Rosa. "Notunuzu alınca doğru prense gittim. Babamın buhapishanede görev almak istediğini söyledim. Medenini bilmemesine karşınbu isteğini kabul etti ve işte buradayım.""Seni her gün görebilecek miyim Rosa?""Sanırım.""Sevgili Rosa, seni nasıl özledim bilemezsin?""Babam geliyor," dedi Rosa.Gryphus merdivenin başındaydı.Gryphus hücrenin önüne gelince:"Bak sen!" dedi. "Doğrusu çok şaşırdım. Seninle bir daha karşılaşacağımızıummuyordum!"Van Baerle:"Kolunuzun iyi olduğuna sevindim," dedi.Gryphus:"Artık yeni gardiyan benim. Sana diğer mahkumlardan farklı davranacağımısanma,"dedikten sonra hücrenin kapısını açıp içeri girdi."Ooo! Bunlar da ne?" dedi."Güvercinlerim," diye yanıt verdi Van Baerle:"Güvercinlerin mi? Ben böyle şeylere izin veremem! Güvercinlerin yarınsabah öldürülüp, pişirilecekler!"Gryphus güvercinlerin yuvasına bakarken Rosa usulca Van Baerle'ye,"Akşam dokuzda,"diye fısıldadı.Sonra baba kız, hücreden çıkıp kapıyı kilitlediler. Hapishanenin yakınındakikilisenin saati dokuzu vurduğunda, Rosa söz verdiği gibi gelmişti."Bu saatte babam uyur," dedi. "Her akşam gelebilirim.""Oh Rosa ne kadar iyisin,""Lâle soğanlarını da getirdim.""Bunları bir arada yetiştirmek sakıncalı olur," dedi Van Baerle. "Hepsini ayrıyerde yetiştireceğiz. Hapishane bahçesinde uygun bir yer var mı?""Evet, var!""Bana bahçeden biraz toprak getirir misin? Çiçek yetiştirmeye uygun olupolmadığına bakacağım. Sonra sen birini alıp bahçenin uzak bir köşesinedikeceksin. Ben de birini burada bir kutunun içine dikeceğim. Diğeri desende kalacak. Ama bu tehlikeli olabilir.""Me tehlikesi?" diye sordu Rosa."Fareler," dedi Van Baerle. "Onlar fideleri yerler. Ayrıca kediler de ikincitehlike... Fakat en büyük tehlike insanlar..."Rosa:"Benim odamın penceresinden bahçe görünüyor... Diktiğim yeri dikkatlegözlerim," dedi.Van Baerle:"Çok iyisin Rosa, çok teşekkür ederim."Bu konuşmalardan sonra Rosa yanında iki lâle soğanı ile hücreden ayrıldı.Lâle soğanlarından biri Van Baerle'de kalmıştı. Rosa bahçeden getirdiğitoprağı Van Baerle bir kutunun içine koydu. Nisan ayı başlarında da ilk lâlesoğanını dikti.Rosa, her akşam Van Baerle'nin yanına geliyordu. Lâlelerden ve başkakonulardan söz ediyorlardı.Rosa ikinci lâle soğanı için bahçede yer hazırladı. Van Baerle buna çoksevindi. Fakat bir kaygısı vardı. Bu kaygısını Rosa'ya açıp:"Babanın başka bir hapishaneye gönderilmesinden korkuyorum Rosa, dedi."Eğer böyle bir şey olursa sana nasıl ulaşırım?" Nasıl mektup yazarım?""Sen yazabilirsin ama ben okuyamam," dedi Rosa. "Van Baerle, bana okumayazmayı öğretmelisin.""Tamam Rosa. Ne zaman başlayalım?""Şimdi.""Şimdi mi? Fakat elimizde bir kitap olmadan bu olanaksız!""Oh! Bir kitabımız var. Bana Cornelius De Witte vermişti. Onu yarın akşamgetireceğim ve hemen başlayacağız."Ertesi akşam Rosa kitabı getirdi. Diğer elinde de bir lâmba tutuyordu. VanBaerle kitabı hücresindeki tahta masanın üstüne koydu. Sonra harfleri birerbirer gösterip öğretmeye başladı.Rosa çok çabuk öğreniyordu...Bir akşam Rosa, dersinin olmasına karşın her zamankinden daha geç birsaatte Van Baerle'nin yanına geldi."Lütfen bana kızma," dedi. "Babamın eski tanıdıklarından biri geldi. Bu adambabama çok yakınlık gösteriyor. Ayrıca babama para da verdi.""O adam hakkında tüm bildiğin bu mu? Hükümet tarafından hapishaneyidenetlemek için gönderilmiş bir kişi olmadığından emin misin?""Oh, hayır! Böyle bir şey olması olanaksız.""Belki de seninle ilgileniyordun"Rosa şaşırmış bir halde:"Bu adam sen Hague'deki hapishanedeyken de gelmiş ve seni görmekistediğini söylemişti. Belki de senin bir arkadaşındır.""Hayır, benim arkadaşım yok," dedi Van Baerle. "Yalnızca evimde biruşağım var."Rosa heyecanlı bir sesle:"Dün akşam bahçede çalışırken sanırım o adam beni gözetliyordu," dedi."Adam herhalde sana âşık. Nasıl genç mi? Yakışıklı mı?""Tam aksine, çok çirkin, üstelik neredeyse elli yaşında...""Adını biliyor musun?""Jacob Gisseis.""Tanımıyorum."Kısa bir sessizlikten sonra Rosa:"Lâle istediğin gibi büyüyor mu?" diye sordu.Van Baerle:"Evet," dedi. "Bu sabah topraktan çıkan ilk yaprakları gördüm.