Soğuk bir gecede küçük bir kulübede aç, fakir anne ve kız babayı bekliyordu. Saat çok geçti, küçük Daphne açlıktan rengi saralmış, ağlamaktan gözleri şişmişti. Ve nihayetinde kapı çaldı. Küçük Daphne babasının gelmesi umuduyla kapıyı açtı fakat babası yerine kapıda yaşlı bir kişi durmuşdu. Kişi sıkı giyinmişti, taktığı yun şapka ve atkı yüzünden kim olduğu anlaşılmasada, küçük Daphne onu sesinden tanıdı. Bu kişi komşuları Bay Frank'ti. O da fakir, aynı zamanda yanlız bir yaşlıydı. Bazen Daphne onun hikayelerini dinlemeye giderdi. Bay Frank şehire, Daphne'nin babası bay Jonathan ile çalışmaya gitmişti. Ama yanlız dönmüştü. Daphne:
-Peki babam nerede Frank amca?
Bay Frank bunu küçük bir kıza anlatamayacağını biliyordu. Bu yüzden dedi:
-Annen nerede Daphne? Onu çağırırsan babanın nerede olduğunu söylerim.
Daphne koşarak bayan Melanie'yi çağırdı. Bayan Melanie gidip komşusunu karşıladı ama duyduğu haber onu yıktı:
-Üzgünüm bayan Melanie, bay Jonathan'ı bir kaza sonucu kaybettik.
Bunu dedikten sonra bay Frank ona 50$ verdi. Bu parayı Jonathan kazanmıştı. Ama Melanie'nin durumu hiç de iyi değildi. Bu zavallı kadının ağlamaktan başka çaresi yoktu. Şimdi ne yapacak? Nerede çalışacak? Küçük masum kızına nasıl bakacak? Bu yıl onu okula yazdıracaktı peki okul ihtiyaçlarını nasıl karşılayacak? Bu fikirler Melanie'nin kalbini acıtıyordu. Küçük Daphne de ilk anlayamadı, sonra babacığının bir daha dönemeyeceğini öğrendikten sonra ağlamaya başladı.
Bir süre geçti. Melanie artık çalışıyordu. Her gün eve akşam 10$ ile dönüyordu. Ne olsun? Bu küçük köyde ancak o kadar kazana bilir. Kazandığı parayla Daphne'ye bakıyordu, artık okula başlamasına 1 hafta kalmıştı. Artık yarından itibaren okul hazırlıkları başlayacaktı. Fakir anne 1 ayda biriktirdiği parayı saydı. Yeterince para vardı. Artık küçük kız okula başlayacaktı.
Yarın anne kızına güzel okul üniforması, yeni kırmızı ayakkabılar, pembe bir okul çantası, kalem kutusu, renkli kalemler, boyalar ve fırça, silgi ve bir kaç defter aldı. Artık herşey hazırdı. Küçük kız 6 gün sonra okula gidecekti.
Böylelikle 6 gün su gibi akıp geçti. Daphne artık okula gidiyordu. Anne kızını okula bırakmaya gitmişti ama hava fırtınalıydı ve yollar çamurluydu. Anne kızının elinden tuttu ve yolun kenarı ile yürümeye başladı. Ama biraz sonra yollar aşırı zorlaştı. Çamurdan addım atacak yer yoktu. Ne olsun? Köyün en kötü ve aynı zamanda okula en uzak yerinde yaşıyordular. Anne kendini önemsemeden kızını kucağına alarak yürümeye başladı ama biraz sonra annenin ayağı kaydı ve yere düştü. Daphne çamura battı, ama yaralanmadı. Melanie ise.. Yerde olan cam kırıklarının üzerine düştü,sol gözüne,sağ eline ve sol koluna cam saplandı. Acılar içinde bağıran annenin ve korku içinde ağlayan kızın sesine insanlar toplandı ama yapa biləcək bir şey yoktu. Hastane çok uzaktı ve bu havada doktor gelmezdi. Böylece insanlar onları orda öylece bırakıp gitti. Ama bay Frank onları hastaneye götüre bildi.
Melanie artık hastaneden çıktı. Artık yürüyemezdi, sol gözü ise görmüyordu ve sadece sağ kolunu kıpırdada biliyordu. Melanie rengi saralmış küçük Daphne'ye bakıp düşünüyordu:
-Küçük meleğim benim. Ah, şimdi küçüğümün durumu nasıl olacak?
Bu an Melanie yatağın üstündeki üniformayı, çantayı ve okul eşyalarını gördü. Bu an bir şey hatırladı ve ağlamaya başladı.
Mutlu olmaya az kalmıştı.
Ama..