Evden çıkmış deniz kenarında kalbimi dinlendiriyordum. Ansızın dedemi yanımda gördüm. Elime bir kağıtla 2 kalem verdi. Kalemlerin birisi tükenmez diğeri ise kurşun bir kalemdi. "Al bakalım denizi yaz buraya. Martıları yaz. Dalga seslerinin vuruşunu yaz. Yüzüne vuran rüzgarı yaz. Dertlerini yaz. Seni düşündüren bu kadar neyse onu yaz. İnsan herkesle dertleşemez ama kağıda içini döküp dertleşebilir " dedi. Dediklerinde haklıydı. O gün bu gündür ne hissettiysem ne düşündüysem büyük bir tutkuyla yazıyorum. Aşkın tarifi sadece üç harfe korkularıyla , mutluluklarıyla sığınmış basit bir kelimemiydi sadece? Hayır. Aşk karşılık beklemeden sevebilmektir. Laleri, gülleri , papatyaları, orkideleri koklayıp sevdiğinin kokusunu hissedebilmektir aşk. Elbet birgün sevecek diye umudunu yitirmemektir aşk. Sonuçta bir umuttur yaşamak öyle değil mi ? Yüreğiyle hissedip , diliyle anlatabilmektir aşk. Yaza yaza , dertleşe dertleşe şair olabilmektir aşk. Aşk derin bir sessizliktir. Aşk herkes için farklı zamanda , farklı karakterlerle , farklı hadiseyle başlayan , lakin aynı şekilde sonlanan bir romandır herkes için özel yazılan. Ve aşk; gönülden gönüle , dilden dile , ve gözlerden gözlere değişen masum bir tebessümden ibaret , masum bir duyguydu. Eğer onu hatırladıkça başı göğe ermişçesine yada karanlık bir boşluğa düşmüşçesine ürperiyorsa kalbiniz , onunlayken pervaneleşen yelkovanlar onsuz olduğu yerde kalıyorsa bir akrep kadar hain. Sınıfta , okulda , parkta , bahçede , arabada , kafede , deniz kenarında içiniz içinize sığmıyor ondan söz edilince kalbiniz duracak gibi olup nefesiniz kesiliyor bir magma gibi kızarıyorsanız kalbinizde , yada göz göze geldiğinizde tebessüm ediyorsa , her bulunduğunuz yerde tesadüfen o da orda oluyorsa , siz keyiflendikçe gülüp , hüzünlendikçe ağlıyorsa eğer , dünyanın en güzel yeri onun yaşadığı yerdir...